Muhalefetten Dolar Çıkışı!

Dolar, euro ve altındaki yükselişe ilişkin ne düşünüyorsunuz?

Bu beklenen bir gelişmeydi. Bir yıl önce ‘söz dinlemiyor’ diye Merkez Bankası Başkanını görevden aldılar. Yeni başkana emirle faiz indirttiler. İhtiyat akçesine el koyup Merkez Bankası’nın kasasını boşalttılar.

Bağımsızlığını, itibarını, dünyada saygınlığını ve güvenilirliğini yok ettiler. Şu anda TL faizi enflasyon karşısında eksi 4 puan negatif. O yüzden herkes TL’den kaçıyor.

Göz göre göre parasının erimesini istemiyor. Dünyada dolar değer kaybediyor, Euro karşısında değeri düşüyor ama doların karşısında değer kazandığı tek para TL!

Doları baskılamak için bir yıldır Merkez Bankası ve kamu bankalarının rezervlerini satıyorlar. Yılbaşından bu yana 60 milyar dolar sattılar. Kamu bankalarının döviz açığı 10 milyar doları aştı. Merkez Bankası’nın rezervi kalmadığını eksiye düştüğünü dünyada sağır sultan bile biliyor.

Üstüne salgının getirdiği ekonomik daralma bindi. Dövizin ateşinin mutlaka düşürülmesi lâzım ama bu emirle, bankaları yatırımcıları tehditle, cezayla olmaz. İktidara güven yok. Ekonomi uygulamalarına güven yok.

Zaten ortada bir ekonomi yönetimi, doğru düzgün bir ekonomi politikası, programı yok. Sadece olumlu bir veri açıklandığında tweet atan, sorunlara yönelik sorulara link gönderen dünyadan habersiz bir ekonomi bakanı var.

Ülke ekonomisini dünyada en kırılgan hale getirdiler. Türkiye’nin risk puanı 600’ü aştı. 2018’deki Rahip Brunson krizinde dolar fırlayınca konkordatolar patlamıştı.

Çünkü özel sektörün 300 milyar dolara yakın döviz borcu var. Kurlar dizginlenemezse bu döviz borçları çevrilemez, ödenemez. İflaslar, konkordatolar, şirket batışları fırtınaya dönüşür. Kamu bankaları 10 milyar doları aşan döviz açıklarıyla baş edemez.

İktidara ve ekonomi politikalarına güven kalmadığı için dış kaynak girişi durdu. Yabancı yatırımcı gelmiyor. Mevcut olan da elindekini satıp Türkiye’den çıkıyor.

Bu sürdürülemez bir tablo ve bu şekilde kurlardaki yükseliş durdurulamaz. Rezervleri eriterek, sürekli döviz satarak sorun çözülemez. Akılcı, güven veren, acil dış kaynak akışını sağlayacak önlemler gerekli.

Peş peşe faiz indirimleri yapıldı, bundan sonraki süreç nasıl gelişir?

İktidarın önündeki seçenekler belli. Önce içeriye ve dışarıya güven verecek adımlar atılmalı. Kimse yarın ne olacağını nasıl bir kararname çıkacağını bilmiyor. Her sabah ülke ekonomisi belirsizliğe uyanıyor.

Acil atılacak adımlardan bir tanesi Brunson krizinde olduğu gibi Merkez Bankası’nın yüklü bir faiz artışına giderek TL’yi değerli kılması, yerli-yabancı yatırımcı için TL’yi cazip hale getirmesi gerek. Küresel sermaye cazip bir faizle TL’ye yeniden yatırıma başlar.

Ancak buradaki handikap, korona nedeniyle zaten durgun haldeki ekonominin yüksek faizin altından nasıl kalkacağı. İktidarın derin açmaz noktası burada. Hatırlayın Brunson krizinde bir gecede faiz yüzde 24’e yükseltilerek kur ancak frenlenebildi.

Acil faiz artışı ilk adım olabilir ama Cumhurbaşkanı buna izin verir mi? Böyle bir adım Cumhurbaşkanının kendi söylediklerini (faiz düşünce enflasyon da düşecek) inkâr etmesi demek. Faiz yüzde 8,25 resmi enflasyon yüzde 11,76! Gerçek enflasyon bunun iki katı.

Banka faizi brüt yüzde 8-9. Bu halde TL’den kaçış durur mu? Hayır. İkincisi acilen yüklü tutarda en az 50-60 milyar dolarlık bir nakit, taze dış kaynak bulunması. Bu tutarda bir kaynağın bulunabileceği iki adres var ya IMF ya da ABD Merkez Bankasıyla swap anlaşması.

İktidar IMF’ye gidemez. Giderse hem siyaseten söylediklerini inkâr etmiş olur hem de IMF ile yapılacak anlaşmayla ekonomi yönetimini böyle başıbozuk sürdüremez.

Dilediği gibi harcama yapamaz, kafasına göre ihale açamaz, yasaları değiştiremez. O nedenle, IMF seçeneği iyice duvara toslamadan iktidarın tercihi olmayacaktır. ABD Merkez Bankasıyla swap müzakerelerinden ise iktidar aylardır sonuç alamıyor.

ABD S-400’lerin yanı sıra, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Ege’de, Suriye’de daha çok taviz istiyor. İktidar bu tavizleri vermezse ABD de swap yapmaz, para vermez. Brunson krizinde ‘Türkiye’nin ekonomisini çökertirim’ diye tehdit eden Trump, iktidara istediğini yaptırdı ve Rahibi özel uçakla cezaevinden aldırdı.

Şimdi de daha fazlasını istiyor. Bu sıkışık tabloyu, iktidarın çaresizliğini ve beceriksizliğini görenler art arda Türkiye’ye yaptırım tehdidi savuruyor. ABD, Yunanistan, Fransa, AB… Katar’la swaptan gelen 15 milyar dolar karşılığı Katar riyali yaraya merhem olmaz.

Çünkü Katar parası uluslararası piyasalarda konvertibil değil. O zaman geriye tek seçenek kalıyor; yabancı dış kaynak girişini canlandırıp, hızlandırmak, yabancı yatırım sermayesini, portföy yatırımcısını Türkiye’ye çekmek, kaçışı durdurmak.

Bunun için de iktidarın içeride şu sıraladığım radikal yön ve politika değişikliğine gitmesi gerekiyor: Hukuk devleti, bağımsız yargı, özgürlükleri güvence altına alan güven veren demokratikleşme adımları atmak.

Hukuksuzlukları, baskıları, keyfi gözaltı, tutuklama, mahkûmiyetleri sonlandırmak. Düşünceye, ifadeye, internete, sosyal medyaya yasaklara dur deyip, baroları bölüp parçalamaya, kadına yönelik şiddete, polis devleti uygulamalarına, mahallede bekçi hegemonyasına, belediyelere kayyum atamalarına son verecek kapsamlı bir demokratikleşme açılımını ilan etmek.

Dışarıda da herkesle kavga, komşularla gerilim, sürekli savaş-saldırı-tehdit söylemi yerine, diyalog, müzakere, diplomasi yaklaşımını öne çıkartan bir dış politikaya yönelmek.

Devletin memuru Diyanet İşleri Başkanının eline kılıç verip, insanlara korku salmaktan, bu ülkenin kurucu liderlerine, değerlerine lanet ve beddua okutturmaktan vazgeçmek…

Ekonomik tablo her geçen gün ağırlaşıyor? Ne yapılmalı?

Bu iktidarın bu sorunları çözebilecek gücü, kabiliyeti, politikası ve programı yok. Bugüne kadar 6 önlem paketi açıkladılar hepsi çöktü. Bu konudaki çözüm önerilerimizi, acil yapılacaklar listemizi daha önce de açıkladık, ekonominin kötüye gittiği yönündeki uyarılarımızı çok önceden de yaptık.

İktidar kulak asmadı. Şimdi yine dış güçler senaryosuna, komplo tezlerine sarılacaklar. Asıl sorun, yönetemeyen ve sorunların farkında olmayan bir tek adam yönetimi. Adı var kendisi yok bir ekonomi yönetimi.

Geçen yıl görevden aldığı MASAK başkanını bir yıl sonra yine görevden alan, bir yıl önce bu kişiyi görevden aldığından bihaber olan bir yönetimle yönetiliyoruz.

Biz daha Mayıs ayında ülkenin bir ekonomik krizin de ötesinde ‘Buhran’a doğru gittiğini tespit ederek 16 maddelik çözüm önlemlerimizi, hangi alanlarda acil yapısal reformlara gidilmesi gerektiğini duyurduk.

Kamu ihale yasasından, döviz garantili Kamu-Özel Projelerine, yeni bütçeden, Ekonomik Sosyal Konsey’in acil toplanarak ortak akılla çözüm üretilmesine, vergi politikaları, yargı politikaları, bürokraside liyakate ve kurumsal özerkliğe varana kadar tüm çözümleri ortaya koyduk. Türkiye’nin buhrandan çıkışının formülü, reçetesi, anahtarı budur.

ÖZTRAK’TAN ÇARPICI İFADELER

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, ekonomide derinleşen kriz, döviz ve altında ortaya çıkan ani yükselişin temel sebebini, AKP hükümetinin ne içeride, ne dışarıda kimseye güven veremez durumda olmasına bağladı.

Öztrak, ekonomide yaşanan çöküşü çözebilecek en hızlı çözümün, “hükümetin derhal istifa etmesi olduğunu” vurguladı.

Öztrak, Sözcü’ye yaptığı açıklamada, ekonominin geldiği noktayı futbol sahası benzetmesiyle açıkladı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak

“AK Parti yönetimi ekonomiyi doksan metrelik sahayı 10 metreye indirerek yönetmeye çalışıyordu. Sahada sadece kendi takım oyuncuları vardı” ifadesini kullanan Öztrak, “Böyle bir durumda, bu oyunun devam edemeyeceği artık görülmüştür. Bu kadar kasarsanız, hem de bu kadar müdahale ederseniz ortaya çıkacak olan tablo budur.

Bu yandan AKP’nin Genel Başkanı’nın kerameti kendinden menkul faiz/ enflasyon/ kur teorileri, bir yandan damat ve danışmanların Londra piyasası üzerinden kuru yönetmeye çalışma çabaları… Sonucun maliyetini hep birlikte görüyoruz. Yönetememenin maliyetini şu anda görüyoruz” dedi.

“DERHAL İSTİFA ETMELİLER”

Ekonominin “sürdürülebilir olanı yapmak” olduğunu kaydeden Öztrak, “Şu anda durum sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır” dedi.

İş bu noktaya gelmeden önce hükümetin ‘güven veren bir programı süratle devreye sokması gerektiğini, atacağı adımları bir takvimle birlikte açıklayıp, bunları hızlıca atması gerektiğini’ ancak bunların hiçbirinin yapılamadığını vurgulayan Öztrak, şöyle konuştu;

“Geldiğimiz noktada böyle bir program için bile geç kalınmıştır. Eğer siz gerçekten ülkenin temel sorunlarını çözecek önlemleri devreye sokamıyorsanız, işi günlük bir takım önlemlerle götürmeye çalışırsanız, bu işin sonu böyle olur. Ne içeride, ne de dışarıda bu hükümete herhangi bir güven kalmamıştır. Hükümetin ekonomik krizi çözmek için atabileceği en hızlı adım derhal istifa etmektir. Başka türlü güven veremezler.”

İYİ PARTİLİ PAÇACI: 4 SEBEBİ VAR

İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Cihan Paçacı, ekonomideki çöküşün temel sebebinin, Türkiye’deki yönetim sistemi değişikliği olduğunu belirterek, artık palyatif yöntemlerle ekonominin kurtarılmasının mümkün olmadığını, acilen sistem değişikliğine gidilmesi gerektiğini vurguladı.

Paçacı, Sözcü’ye yaptığı açıklamada ekonomideki ani çöküşü dört nedene bağladı;

1-Yönetimde 2018 yılında yapılan sistem değişikliği ile demokrasi ve yargıdaki aşınma dünyada Türkiye’ye karşı olan güveni azalttı.
2-Güven azalışıyla birlikte ekonomi yönetiminde liyakata dayalı atamalardan vazgeçildi.
3-Ekonomi ile ilgisi zayıf olan yöneticilerin müdahalesi ve yanlış ekonomik kararlar sonucu Türkiye 2018’den bu yana ciddi bir krizin içine girdi.
4-Tüm bunlar olurken, bir de israf sürekli arttı.

İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Cihan Paçacı

“EKONOMİ KURULUŞLARI SİYASİ AMAÇLAR İÇİN KULLANILIR OLDU”

Paçacı, Türkiye’de parlamenter sistemin sona erdirilip, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişle birlikte, Merkez Bankası, BDDK, TÜİK gibi bir takım kuruluşların siyasi amaçlar için kullanılmaya başlandığına dikkat çekerek, şöyle konuştu;

“Sonuçta şeffaflık kayboldu, ki ekonomide çok önemlidir. Açıklanan veri ve rakamlar gerçeği yansıtmayan ve güven duyulmayan bir noktaya geldi. Diğer taraftan israf da sürekli artmaya başladı. Enflasyonun sebebinin faiz olduğu gibi son derece yanlış bir anlayışla faiz oranları, kısa sürede ciddi şekilde, talimatlı, piyasa şartlarına uygun olmayan tarzda aşağı çekildi. Sonuçta 8.25’lik politika faizine karşı Merkez Bankası 8.9 enflasyon hedefi açıkladı. bu yaptıkları icraatinin kendi eliyle çürütülmesidir.

Eğer mevduat faizi ortalama yüzde 6’lara düşerse, politika faizi yüzde 8.25 olursa, gerçek enflasyon ise açıklananın çok üzerinde olursa, tasarruflar dolar olarak altın ve dövize gider. Neticede dolarizasyon doğdu, vatandaş emniyetli bir liman olarak gördüğü dövize yöneldi. Döviz mevduat hesabı 200 Milyar doları aştı.”

“FAİZ DÜŞÜRDÜLER, REZERVLER EKSİYE DÜŞTÜ”

Hükümetin, zaten yanlış uygulanan politikalar nedeniyle oluşan kur artışını önlemek için Merkez Bankası ve kamu bankaları eliyle sürekli döviz satışına gittiğini, bunun da rezervleri erittiğini vurgulayan Cihan Paçacı, “Merkez Bankası ve kamu bankalarının bugün döviz rezervleri eksidedir. Böyle bir durumda elinizde döviz kurunu tutmak için ancak faiz mekanizmasını kullanmanız gerekir. Ancak faizi Sayın Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla düşürdükleri için yeniden yükseltemiyorlar. Dolayısıyla kuru dengeleyecek bir mekanizma ellerinde kalmadı. Rezerv de olmadığı için bundan sonra kur artışını önleyebilmeleri pek mümkün değil.” diye konuştu.

“VATANDAŞA 115 MİLYAR TL EK YÜK”

Türkiye’de kamunun 96 milyarlık borcu nedeniyle, sırf kur farkından dolayı vatandaşa 115 milyar TL ek yük bindiğini de söyleyen Paçacı, şöyle konuştu;

“Eğer işi kökünden çözmek istiyorlarsa, sistemi değiştirmeleri lazım. Eğer bir ülkede yargı çalışmıyorsa, demokrasi konusunda çok ciddi problemler var ise, bu ülkeye yurt dışından ne sıcak para gelir, ne de yatırım gelir. Türkiye’nin döviz girdisine ihtiyacı var. Bugün bu ihtiyacı swapla dahi karşılayamaz durumdayız. Çünkü güven yok.

Dış politikadaki savrulmalar da bunu destekleyen unsurdur. Cari açık patladı. Bütçe açığı patladı. Döviz rezervimiz kalmadı.Ekonomi bu yanlış yönetim, bu yanlış anlayışla çok daha derin krize girecektir. Yıl başında 5.95 olan dolar kuru bugün 7.15. Sadece kamunun 96 milyarlık borcu nedeniyle, 115 milyar TL kur artışından dolayı vatandaşın üzerine yük bindi. Bunu ödeyecek olan yine vatandaştır”.

“NEREYE BAKSANIZ ELİNİZDE KALIYOR”

Paçacı, ekonominin geldiği durumu “Nereye baksanız elinizde kalıyor, iyi giden hiçbir şey yok” diye nitelendirerek, “bunu palyatif tedbirlerle değil, daha köklü, bilimsel verilere dayalı yapısal reformla çözmek gerekir” dedi.

CHP’Lİ BÖKE: BÜYÜK KRİZİN BİR PARÇASI

CHP’nin ekonomist isimlerinden İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke, bugün dövizde yaşananların “tek günlük bir kriz olmadığını”, Türk ekonomisindeki büyük krizin bir parçası olduğunu söyledi.

“BU DÜZENİ DEĞİŞTİRMEZ”

Böke, mevcut iktidarın mevcut ekonomik düzeni “bilerek ve isteyerek” kurduğunu, bu düzenin iktidarın da devamını sağladığını belirterek, “Bu ekonomik krizi mevcut iktidar çözemez. Çünkü bu düzeni iktidarın kendisi kurdu. TL’yi istikrarsız kılan şey, bu iktidarın kurduğu düzen. Dolar kuru bu iktidar döneminde istikrarlı bir şekilde 1.80’den 7.25’e geldi. İktidar bu düzen sayesinde ayakta duruyor. Dolayısıyla bu iktidar bu düzeni değiştirmez. Değiştiremez demiyorum. Bilerek değiştirmez” diye konuştu.

“SİYASİ REÇETE GEREK”

Böke, iktidarın kurduğu sistemi düzeni ise şöyle tarif etti;

Türkiye’yi dış borca bağımlı kılan bu iktidar oldu. Ülkenin birikimini üretime yönlendirmek ve vatandaşı zenginleştirmek yerine, yandaşı zenginleştirecek rantçı alanlara yönlendirdi.

Parlamenter sistemi bitirip, Türkiye’yi öngörülemez hale getiren tek adam rejimini bu iktidar kurdu. Dolayısıyla bizzat iktidar tarafından kurulan bu düzen, bu iktidarı ayakta tutuyor.

Mevcut krizin çözümü sadece ekonomik reçetelerle olmaz. siyasi reçeteler lazım. Ve bu reçeteler de CHP’nin elinde var. Tek adam yerine parlamenter sistem, rantçı düzen yerine sosyal devleti güçlendirip, halkı zenginleştiren bir düzen kurmak gerekiyor.

“KRİZİ DEĞİL, KRİZ ALGISINI YÖNETMEYİ SEÇTİLER”

Selin Sayek Böke, iktidarın Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizi değil, kriz algısını yönetmeyi seçtiğini de vurgulayarak, “Mevcut kriz sadece döviz krizi değil. Büyük krizin bir parçası. 18 milyon işsizin olduğu, son üç yıl içinde umudunu kaybettiği için iş aramaktan vazgeçen 3 milyon kişinin olduğu bir kriz var ülkede. Bugün TL’nin dolar karşısında 25 kuruş değer kaybetmesinin sorumlusu, Türkiye’nin bütün birikimlerini heba etmiş olan iktidar” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir